İcra takibi, borçlunun malvarlığını hedef alan bir tahsil yöntemi olduğu için taşınmaz sahibi olan borçlular kadar, alacağını taşınmaz üzerinden tahsil etmeye çalışan alacaklılar ve haczedilen taşınmaz üzerinde hak iddia eden üçüncü kişiler de bu süreçte önemli haklara ve sürelere tabidir. Taşınmazın haczedilmesinden kıymet takdirine, meskeniyet (haline münasip tek konut) itirazından ihalenin feshine kadar her aşamada kaçırıldığında telafisi güç sonuçlar doğuran kesin süreler vardır. Bu yazıda, İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümleri ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararları çerçevesinde, icra takibinde taşınmaz sahibinin haklarını altı ana eksende ele alıyoruz. İcra takibi evrakı, borca itiraz ve dosya sorgulama gibi genel işleyiş konuları hakkında Fethiye İcra Avukatı sayfamızda bilgi bulabilirsiniz; bu yazı özellikle taşınmaz sahibinin icra sürecindeki hak ve itiraz yollarına odaklanmaktadır.
Ana Noktalar
- Bir taşınmaz, ancak haciz tarihinde borçlu adına tapuda kayıtlı olması şartıyla haczedilebilir; aksi halde haciz İİK m.16 uyarınca süresiz şikayete konu edilebilir.
- Kıymet takdirine itiraz (İİK m.128/a) ve haline münasip tek konuta ilişkin meskeniyet itirazı (İİK m.82/1-12), taşınmaz sahibinin en sık başvurduğu iki koruma yoludur; ikisinin de kendine özgü süre ve usul şartları vardır.
- Üçüncü kişinin haczedilen taşınmazda mülkiyet iddiası, İİK m.96-99’daki istihkak davası yoluyla değil; Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre şikayet veya genel mahkemede açılacak dava ile çözümlenir, çünkü istihkak davası yalnızca menkul mallar için öngörülmüştür.
- İhalenin feshi, ihale tarihinden itibaren 7 gün içinde ve yalnızca kanunda sayılan ilgililerce icra mahkemesine şikayet yoluyla istenebilir; kıymet takdirine süresinde itiraz edilmemiş olması bu konunun yeniden incelenmesini genellikle engeller.
- Hem borçlu hem alacaklı, icra müdürlüğünün haciz, kıymet takdiri veya haczedilmezlik kararlarına karşı icra mahkemesine başvurma hakkına sahiptir; süreler ve muhataplar işleme göre değişir.
Taşınmaza Haciz Konulması Süreci (İİK m.85 vd.)
İcra takibi kesinleştikten sonra alacaklının talebi üzerine icra müdürlüğü, borçlunun taşınmazları da dahil olmak üzere malvarlığı üzerine haciz koyar. İcra müdürünün bu konudaki yetkisi bağlı bir yetkidir; alacaklının haciz talebini yerine getirmek zorundadır ve haczedilecek malın niteliği bakımından bir takdir hakkı bulunmaz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 27.06.2006 tarihli, 2006/11103 Esas ve 2006/14040 Karar sayılı ilamında bu husus şöyle ifade edilmiştir:
“İİK.nun 85.maddesine göre haciz isteminin icra memurunca yerine getirilmesi zorunlu olup, memurun haczedilecek menkul, gayrimenkul yada hakların niteliği esas alınarak bunun haczinin mümkün bulunup bulunmadığı konusunda bir takdir hakkı yoktur. Haczedilmezlik durumu, haciz işleminden sonra, borçlunun şikayeti halinde göz önünde bulundurulacağından…”
İİK m.85 uyarınca haciz, alacaklının ana para, faiz ve masraflar dahil bütün alacağına yetecek miktarla sınırlıdır; bu miktarı aşan bir haciz (aşkın haciz) usulsüzdür ve borçlu tarafından şikayet konusu yapılabilir. Taşınmaz haczinin geçerliliği bakımından belirleyici olan tek ölçüt, haciz tarihinde taşınmazın tapuda borçlu adına kayıtlı olmasıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 07.04.2004 tarihli, 2004/12-210 Esas ve 2004/208 Karar sayılı kararında bu ilke şöyle belirtilmiştir:
“…taşınmaz haczin yapıldığı … günü borçlular adlarına kayıtlı olduğundan icra memurunun haciz işleminde usulsüzlük bulunmamaktadır. Şikayetçilerin dayanak yaptıkları tescil ilamları tapuya kaydedilmediğinden, haciz işlemi yerinde olup, Mercii Hakiminin haczin kaldırılması sonucu doğacak şekilde karar vermesi doğru değildir.”
Bir başka deyişle, haciz tarihinde takipte taraf olmayan üçüncü bir kişi adına tapuda kayıtlı bulunan taşınmaz, borçlunun borcu için haczedilemez; bu yönde konulmuş bir haciz varsa taşınmazın maliki görünen kişi, İİK m.16 kapsamında ve süresiz olarak icra mahkemesine şikayette bulunarak haczin kaldırılmasını isteyebilir. Taşınmaz haciz tarihinde gerçekten borçlu adına kayıtlıysa ve üçüncü kişi lehine tapu iptali ve tescil kararı ancak haciz tarihinden sonra kesinleşmişse, icra müdürlüğünün haciz işleminde usulsüzlük bulunmaz; bu durumda izlenecek yol dördüncü başlıkta açıklanmaktadır. Fethiye’de haciz işlemleri Fethiye İcra Dairesi tarafından yürütülür.
Kıymet Takdirine İtiraz: Süre ve Usul (İİK m.128, m.128/a)
İcra müdürlüğü, satışı istenen taşınmazın kıymetini bilirkişi marifetiyle tespit ettirir ve düzenlenen rapor, borçluya, haciz koydurmuş alacaklılara ve diğer ipotekli alacaklılara tebliğ edilir. İİK m.128/a uyarınca, kıymet takdiri raporunun tebliğinden itibaren 7 gün içinde, raporu düzenleten icra dairesinin bulunduğu yerdeki icra mahkemesine şikayet yoluyla itiraz edilebilir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 13.10.2021 tarihli, 2021/7874 Esas ve 2021/8856 Karar sayılı ilamında kıymet takdirine itirazın niteliği şöyle tanımlanmıştır:
“Kıymet takdirine itiraz davası; İİK’nun 128/a maddesinde düzenlenmiş olup, icra müdürlüğünce satışa konu malın bilirkişi marifetiyle yaptırılan değer tespitinin yerinde olmadığına yönelik bir şikayettir… Mahkeme, oluşturduğu bilirkişi kurulu ile, icra müdürünün kıymet takdiri yaptırdığı tarih itibariyle taşınmazın değerini belirleyerek memur işlemini denetler.”
Kanun, kesinleşen bir kıymet takdirinden itibaren iki yıl geçmedikçe aynı taşınmaz için yeniden kıymet takdiri istenmesine izin vermez; doğal afetler veya imar durumundaki önemli değişiklikler bu kuralın istisnasıdır. Bu iki yıllık sürenin başlangıcı, kararın kesinleşme tarihi değil, bilirkişinin değerlemeyi fiilen yaptığı keşif tarihidir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 08.10.2020 tarihli, 2020/4697 Esas ve 2020/8331 Karar sayılı ilamında bu husus şöyle açıklanmıştır:
“İİK’nun 128/a-2. maddesinde; ‘Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez’ hükmüne yer verilmiştir… İİK’nun 128. maddesinde öngörülen iki yıllık sürenin başlangıcı, sonradan kesinleşmesi koşulu ile kıymet takdirinin fiilen yapıldığı keşif tarihidir.”
Uygulamada sıkça karşılaşılan bir sorun, bilirkişi raporunda değerlemenin hangi tarih itibarıyla yapıldığının açıkça belirtilmemesidir; Yargıtay bu belirsizliği istikrarlı biçimde bozma sebebi saymaktadır. Kıymet takdirine süresinde itiraz etmeyen ilgili, kesinleşmeden sonra aynı gerekçelerle ihalenin feshini de talep edemez; bu bağlantı beşinci başlıkta ele alınmaktadır. Taşınmaz Fethiye’de ise bu itiraz ilgili icra hukuk mahkemesine yapılır.
Meskeniyet İtirazı: Haline Münasip Tek Konutun Haczedilmezliği (İİK m.82/1-12)
İİK m.82/1-12 uyarınca borçlunun “haline münasip” evi haczedilemez. Bu istisnanın amacı, borçluyu ve ailesini barınma ihtiyacından tamamen yoksun bırakmamaktır; ancak kural, borçlunun dilediği değerde bir evi koruma altına almaz, yalnızca sosyal ve ekonomik durumuna uygun düzeydeki konutu güvence altına alır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 27.12.2016 tarihli, 2016/5834 Esas ve 2016/26165 Karar sayılı ilamında bu ilke şöyle özetlenmiştir:
“İİK’nun 82. maddesinin birinci fıkrasının 12. bendi gereğince, borçlunun ‘haline münasip’ evi haczedilemez. Borçlunun birden fazla meskeninin bulunması halinde ise; bunlardan yalnızca biri hakkında meskeniyet şikâyetinde bulunulabilir.”
Meskeniyet şikayetinin incelenmesinde mahkeme, taşınmazda keşif yaptırıp bilirkişi eliyle hem mevcut evin değerini hem de borçlunun ve ailesinin ihtiyacına uygun, daha mütevazı bir konutun bulunup bulunamayacağını araştırır; taşınmazın değeri, borçlunun sosyal durumuna uygun bir eve yetecek miktarı aşıyorsa, taşınmaz satılır ve bedelin haline münasip eve karşılık gelen kısmı borçluya bırakılır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 19.09.2023 tarihli, 2023/5517 Esas ve 2023/5132 Karar sayılı ilamında somut bir uygulama şöyle yer almıştır:
“…bilirkişi ek raporu ile davacının sosyal durumuna uygun daha mütevazi bir semtte haline münasip ikamete elverişli… bir köy evini… bedel ile alabileceğinin belirlendiği, dava konusu taşınmazın davacının haline münasip olduğu gerekçesiyle şikayetin kabulü ile… haczin kaldırılmasına karar verilmiştir.”
Meskeniyet şikayetinde bulunma hakkı, doğrudan borçlunun şahsına bağlı bir haktır; icra takibinin borçlusu olmayan bir kişi, örneğin sadece borçlu ile aynı evde yaşayan eş, kendi adına bu şikayeti ileri süremez. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 08.02.2016 tarihli, 2015/32786 Esas ve 2016/2882 Karar sayılı ilamında bu sınır şöyle çizilmiştir:
“Somut olayda, şikayetçinin icra takibinin borçlusu olmadığı görülmektedir. Bu nedenle İİK. nun 82/1-12. maddesine dayalı olarak haczedilen taşınmazın haline uygun meskeni olduğu gerekçesi ile icra mahkemesine başvurarak haczin kaldırılmasını isteyemez.”
Meskeniyet şikayeti de İİK m.16’daki genel kural çerçevesinde, haczin öğrenilmesinden itibaren 7 gün içinde icra mahkemesine yapılmalıdır; bu süre kaçırılırsa haczedilmezlik iddiası ileri sürme hakkı kural olarak kaybedilir.
Üçüncü Kişinin Haczedilen Taşınmazda Mülkiyet İddiası: İstihkak Davası mı, Şikayet mi?
Uygulamada sık rastlanan bir yanılgı, haczedilen bir taşınmaz üzerinde mülkiyet iddiasında bulunan üçüncü kişinin, taşınır (menkul) mallar için öngörülmüş olan istihkak davası (İİK m.96-99) yoluna başvurabileceği düşüncesidir. Oysa Yargıtay’ın yerleşik ve süreklilik arz eden içtihadına göre istihkak davası, yalnızca menkul mallar için öngörülmüştür; taşınmazlar bakımından uygulanmaz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 13.02.2025 tarihli, 2024/7656 Esas ve 2025/1116 Karar sayılı ilamında bu ayrım şöyle vurgulanmıştır:
“İstihkak iddiaları ile ilgili hükümler İcra ve İflas Kanununun 96 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenmiş olup haczedilen menkul mallar ile ilgilidir… Bu maddelerden de anlaşılacağı üzere istihkak davaları menkul mallar için söz konusu olup gayrimenkuller için uygulanamaz. Taşınmazların mülkiyeti tapu kaydıyla belirlenmekte olup istihkak davasıyla menkul mallar gibi taşınmaz mülkiyetinin kime ait olduğu çözümlenemez.”
Peki taşınmaz üzerinde mülkiyet iddia eden üçüncü kişi hangi yola başvurmalıdır? Yerleşik içtihada göre çözüm, taşınmazın haciz tarihindeki tapu kaydına göre değişir. Haciz konulduğu tarihte taşınmaz zaten üçüncü kişi adına tapuda kayıtlıysa, haciz doğrudan usulsüzdür ve birinci başlıkta açıklandığı gibi süresiz şikayet yoluyla kaldırılması istenebilir. Taşınmaz haciz tarihinde borçlu adına kayıtlıyken üçüncü kişi lehine tapu iptali ve tescil kararı ancak haciz tarihinden sonra kesinleşmişse, icra müdürünün o tarihteki haciz işleminde usulsüzlük bulunmaz; bu durumda izlenecek yol, mülkiyet hakkına dayalı olarak genel mahkemede dava açmaktır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 19.12.2024 tarihli, 2024/4507 Esas ve 2024/10782 Karar sayılı ilamında bu ayrım şöyle ortaya konmuştur:
“Taşınmaz haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı olduğundan, icra müdürünün haciz işleminde usulsüzlük bulunmamaktadır. Daha sonra tapu iptali ve tescil kararına dayalı olarak taşınmazın maliki olan 3. kişinin, haczin kaldırılması için… genel mahkemede mülkiyet hakkına dayalı olarak dava açması gerekir.”
Bu ayrımın pratik önemi büyüktür: istihkak davası açma yoluna yanlışlıkla başvuran bir üçüncü kişi davanın usulden reddiyle karşılaşabilir ve bu arada haczedilen taşınmaz satışa çıkarılabilir. Bu nedenle mülkiyet iddiası bulunan kişilerin, önce haciz tarihindeki tapu durumunu tespit ederek doğru hukuki yola yönelmesi önem taşır.
İhalenin Feshi: Süre, Taraflar ve Sebepler (İİK m.134)
Taşınmaz ihale yoluyla satıldıktan sonra, ihale işlemlerindeki usulsüzlükler ihalenin feshi yoluyla denetlenir. İİK m.134’te 2021 ve 2025 değişiklikleriyle güncellenen düzenlemeye göre ihalenin feshi, ihale tarihinden itibaren 7 gün içinde ve yalnızca satış isteyen alacaklı, borçlu, taşınmazın resmî sicilinde (tapu kaydında) kayıtlı ilgililer, sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler tarafından icra mahkemesinden şikayet yoluyla istenebilir; kanunda sayılanlar dışındaki kişilerin talebi kesin olarak reddedilir. Fesih sebepleri arasında Türk Borçlar Kanunu m.281’de yazılı haller, satış ilanının tebliğ edilmemiş olması, satılan taşınmazın esaslı niteliklerindeki hata ve ihaledeki fesat sayılabilir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 23.01.2017 tarihli, 2016/32256 Esas ve 2017/745 Karar sayılı ilamında ihalenin bozulma nedenleri şöyle özetlenmiştir:
“İİK’nun 134. maddesinde, ihalenin feshi nedenleri teker teker belirtilerek gösterilmemiştir. Sadece BK’nun 226. maddesinde yazılı nedenler de dahil olmak üzere, satış ilanının tebliğ edilmemiş olması, satılan malın esaslı niteliklerindeki hata ve ihaledeki fesat nedenleriyle ihalenin bozulabileceğine değinilmiştir.”
Kıymet takdirine ilişkin usulsüzlükler de ihalenin feshi sebebi olabilir; ancak bunun için ilgilinin kıymet takdirine süresinde itiraz etmiş olması, ya da kıymet takdiri sürecine dahil edilmemiş olması gerekir. Kıymet takdirine süresinde itiraz etmeyen ve bu nedenle kesinleşen bir değer üzerinden yapılan satışa razı olmuş sayılan ilgili, ihalenin feshi aşamasında aynı gerekçeyi yeniden ileri süremez. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 04.07.2012 tarihli, 2012/9666 Esas ve 2012/23455 Karar sayılı ilamında bu kural şöyle ifade edilmiştir:
“Kıymet takdirine itiraz etmeyen borçlunun daha sonra kıymet takdirine itiraz niteliğindeki iddialarla ihalenin feshini istemesi mümkün değildir. Bir diğer anlatımla, borçlunun yasal sürede itiraz etmemesi sonucu kesinleşen kıymet takdirine uygun olarak satış yapılmış olup, ihalenin feshi aşamasında, kesinleşen kıymet takdiri konusunda yeniden değerlendirme yapılamaz.”
Buna karşılık ilgili, kıymet takdirinden usulüne uygun haberdar edilmemişse veya kıymet takdiri sürecine dahil edilmemişse, bu durum başlı başına bir fesih sebebi olabilir. Satış ilanı tebliğ edilmemiş veya esaslı nitelik hatası ya da fesada ihaleden sonra vakıf olunmuşsa, 7 günlük süre öğrenme tarihinden başlar; ancak bu süre, ihalenin ilan edildiği tarihten itibaren bir yılı geçemez.
Alacaklının Haciz Sürecindeki Şikayet ve İtiraz Hakları
İcra takibinde taşınmaz sahibinin hakları yalnızca borçlu ile sınırlı değildir; alacaklı da icra müdürlüğünün taşınmaz haczine ilişkin kararlarına karşı belirli şikayet ve itiraz yollarına sahiptir. İcra müdürü, haczi talep edilen bir taşınmazın haczinin caiz olup olmadığını değerlendirmek ve talebi kabul veya reddetmek zorundadır; ancak bu değerlendirme yetkisini haciz kararından önce kullanabilir, haciz koyduktan sonra kendiliğinden dönemez. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 21.01.2016 tarihli, 2015/24091 Esas ve 2016/1681 Karar sayılı ilamında bu kural şöyle açıklanmıştır:
“İcra müdürü, alacaklının talebini kabul edip haciz kararı verdikten sonra, ancak borçlu tarafından İİK’nun 16. maddesi kapsamında icra mahkemesine haczedilmezlik şikayetinde bulunulması halinde mahkemece bu iddianın incelenmesi ve gerektiğinde haczin kaldırılması mümkündür. İcra müdürlüğünce haciz kararı verildikten sonra… icra müdürünün verdiği ilk haciz kararından dönerek haczin kaldırılmasına karar verme yetkisi de bulunmamaktadır.”
İcra müdürlüğü, alacaklının haciz talebini haksız biçimde reddeder veya sürüncemede bırakırsa, alacaklı bu işleme karşı İİK m.16/2 uyarınca süresiz şikayet yoluna başvurabilir; zira bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz geciktirilmesinden kaynaklanan şikayetler süreye tabi değildir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 11.09.2023 tarihli, 2022/13070 Esas ve 2023/4838 Karar sayılı ilamında, icra müdürlüğünün haciz talebini reddetmesi üzerine alacaklının şikayetinin kabul edildiği bir örnek şöyle yer almıştır:
“İcra müdürlüğünce borçluya ait menkul ve gayrimenkullerin haczinin talebi üzerine, o malın haczinin mümkün olup olmadığı hususunda takdir yetkisi bulunmadığı gibi borçlu… mal beyanı dışındaki diğer mallarına da haciz konulması anlamında yasal bir engel bulunmadığı, bu nedenle şikayetçi tarafın talebinin kabulü ile işlem yapılması gerekir[.]”
Uygulamada alacaklının en sık başvurduğu itiraz yolları arasında, kıymet takdirinin düşük çıkması üzerine kıymet takdirine itiraz, icra müdürlüğünün haciz talebini reddetmesi üzerine süresiz şikayet ve satış aşamasındaki usulsüzlüklere karşı ihalenin feshi başvurusu sayılabilir; ikinci başlıkta açıklandığı gibi kıymet takdirine itiraz hakkı yalnızca borçluya değil, tebligat yapılan tüm ilgililere tanınmıştır. Sonuç olarak icra takibinde taşınmaz sahibinin hakları, haczin konuluşundan ihalenin kesinleşmesine kadar her aşamada kesin ve kısa sürelere bağlıdır; taşınmazın tapu kaydının, kıymet takdirinin ve meskeniyet niteliğinin doğru tespit edilmesi ve doğru hukuki yola zamanında başvurulması hak kaybının önüne geçer. Konuyu gayrimenkul hukuku kapsamında bütünlük içinde değerlendiren, tapu iptali ve tescil davası sürecine hakim bir yaklaşımla ilerlemek önemlidir. Fethiye ve çevresinde icra takibinde taşınmaz sahibinin haklarıyla ilgili sorularınız için 0506 773 39 69 numaralı telefondan veya avmustafakocatepe@gmail.com adresinden Av. Mustafa Kocatepe ile iletişime geçebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Bir taşınmaz hangi şartlarda haczedilebilir?
Taşınmazın haczedilebilmesi için haciz tarihinde tapuda borçlu adına kayıtlı olması gerekir. Haciz tarihinde takipte taraf olmayan üçüncü bir kişi adına kayıtlı taşınmaz, borçlunun borcu için haczedilemez; haciz miktarı da alacaklının alacağına yetecek düzeyle sınırlıdır (İİK m.85).
Kıymet takdirine itiraz süresi ne kadardır ve nereye yapılır?
Kıymet takdiri raporunun tebliğinden itibaren 7 gün içinde, raporu düzenleten icra dairesinin bulunduğu yerdeki icra mahkemesine şikayet yoluyla itiraz edilir (İİK m.128/a). Kesinleşen bir kıymet takdirinden itibaren iki yıl geçmedikçe aynı taşınmaz için yeniden kıymet takdiri istenemez.
Meskeniyet itirazı (haline münasip ev) nedir, kimler ileri sürebilir?
İİK m.82/1-12 uyarınca borçlunun haline münasip evi haczedilemez. Bu şikayeti yalnızca icra takibinin borçlusu ileri sürebilir; takibin borçlusu olmayan bir kişi, örneğin borçlunun eşi, kendi adına meskeniyet itirazında bulunamaz. Borçlunun birden fazla meskeni varsa, yalnızca biri için bu itiraz yapılabilir.
Haczedilen taşınmaz üzerinde üçüncü kişi mülkiyet iddia ederse istihkak davası açılabilir mi?
Hayır. İİK m.96-99’da düzenlenen istihkak davası yalnızca taşınır (menkul) mallar için öngörülmüştür, taşınmazlara uygulanmaz. Taşınmaz haciz tarihinde zaten üçüncü kişi adına kayıtlıysa süresiz şikayet yoluna, haciz tarihinden sonra üçüncü kişi lehine tapu iptali ve tescil kararı kesinleşmişse genel mahkemede mülkiyet hakkına dayalı davaya başvurulması gerekir.
İhalenin feshi hangi sürede ve kimler tarafından istenebilir?
İhalenin feshi, ihale tarihinden itibaren 7 gün içinde icra mahkemesine şikayet yoluyla istenir. Bu talebi yalnızca satış isteyen alacaklı, borçlu, taşınmazın tapu kaydındaki ilgililer, sınırlı ayni hak sahipleri ve pey sürerek ihaleye katılanlar ileri sürebilir; kanunda sayılmayan kişilerin talebi dosya üzerinden kesin olarak reddedilir.
Kıymet takdirine süresinde itiraz etmemek ihalenin feshi hakkını etkiler mi?
Evet. Kıymet takdirine süresinde itiraz etmeyen ve bu nedenle kesinleşen değer üzerinden satışa razı olmuş sayılan ilgili, kural olarak ihalenin feshi aşamasında aynı değer itirazını yeniden ileri süremez. İstisnası, ilgilinin kıymet takdirinden usulüne uygun haberdar edilmemiş olmasıdır.
Alacaklı, icra müdürlüğünün haciz talebini reddetmesine karşı ne yapabilir?
Alacaklı, icra müdürlüğünün haciz talebini haksız şekilde reddetmesi veya sürüncemede bırakması halinde İİK m.16/2 uyarınca süresiz şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurabilir; çünkü bir hakkın yerine getirilmemesinden kaynaklanan şikayetler süreye tabi değildir.
İcra takibinde taşınmaza ilişkin şikayetlerin genel süresi nedir?
İİK m.16 uyarınca icra müdürlüğü işlemlerine karşı şikayet, işlemin öğrenildiği tarihten itibaren 7 gün içinde icra mahkemesine yapılır. Bir hakkın hiç yerine getirilmemesi veya sebepsiz geciktirilmesi halinde ise şikayet süreye tabi değildir.
Yasal Uyarı: Bu makalede yer alan bilgiler genel nitelikte olup hukuki mütalaa veya tavsiye niteliği taşımamaktadır. Hak kaybına uğramamak adına somut durumunuz için bir avukata danışmanız önerilir. — Av. Mustafa Kocatepe (Muğla Barosu Sicil No: 2749)
Dosyanızı değerlendirmek için bize ulaşabilirsiniz
Av. Mustafa Kocatepe