tr
tr

Soruşturma ve Kovuşturma Aşaması Nedir? Aradaki Farklar

Soruşturma ve Kovuşturma Aşaması Nedir? Aradaki Farklar
16.09.2026
343

Ceza yargılamasında bir dosyanın “soruşturma” mı yoksa “kovuşturma” aşamasında mı olduğu, şüphelinin veya sanığın hangi haklara sahip olduğunu ve sürecin nasıl ilerleyeceğini doğrudan belirler. Uygulamada sık sık birbirine karıştırılan bu iki evre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) açıkça tanımlanmış olup aralarındaki fark Yargıtay içtihatlarıyla defalarca netleştirilmiştir. Bu yazıda soruşturma ve kovuşturma evrelerinin ne anlama geldiğini, aralarındaki temel farkları, iddianame ve kovuşturmaya yer olmadığı kararı (KYOK) sürecini, delil serbestisi ilkesini ve hukuka aykırı delillerin akıbetini güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında ele alıyoruz. Fethiye’de bu süreç Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmektedir.

Soruşturma Aşaması Nedir?

CMK’nın tanımlar başlıklı 2. maddesi uyarınca soruşturma aşaması, yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi kapsar. Yargıtay 4. Ceza Dairesi bu tanımı bir kararında şu şekilde teyit etmiştir: “Soruşturma aşamasının, Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi… kapsadığı anlaşılmaktadır.” Yargıtay Ceza Genel Kurulu da soruşturmayı CMK m. 2/1-e uyarınca aynı şekilde tanımlamaktadır (E. 2021/148, K. 2022/566, T. 20.09.2022).

Soruşturmanın amiri Cumhuriyet savcısıdır; adli kolluk ise bu evrede savcının yardımcısı konumundadır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi de soruşturmanın asıl sevk ve idare edicisinin Cumhuriyet savcısı olduğunu, adli kolluk görevlilerinin adli görevlerinde savcının emri altında bulunduğunu ve emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlü olduğunu belirtmiştir (CMK m. 164/2; E. 2021/4383, K. 2023/2717, T. 09.05.2023). Buna bağlı olarak Cumhuriyet savcısı, bir suç işlendiği izlenimini veren hâli öğrendiği andan itibaren araştırma yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük CMK m. 160/1’de şöyle ifade edilmiştir: “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.” Yargıtay 2. Ceza Dairesi de bu hükmü, ardından iddianame düzenlenmesine (m. 170/2) veya kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesine (m. 172) ilişkin hükümlerle birlikte aktarmıştır (E. 2024/392, K. 2024/11758, T. 16.09.2024).

Cumhuriyet savcısının bu araştırmayı tarafsız biçimde yürütmesi gerekir. Cumhuriyet savcısı, CMK m. 160/2 uyarınca “maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür”; Yargıtay Ceza Genel Kurulu da savcının şüphelinin lehinde ve aleyhinde olan bütün delilleri toplayıp şüphelinin haklarını korumak için gerekli tedbirleri alacağını belirtmiştir (E. 2021/148, K. 2022/566, T. 20.09.2022). Adli kolluk görevlileri ise kendi başlarına soruşturma yürütemez; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre kolluk, olay yerinde gerekli tedbirleri aldıktan sonra durumu derhâl Cumhuriyet savcısına bildirmek ve verilen talimata göre hareket etmekle yükümlüdür. CMK m. 161/2 uyarınca adli kolluk görevlileri elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve savcının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.

Cumhuriyet savcısı CMK m. 161/1 uyarınca doğrudan veya emrindeki adli kolluk görevlileri aracılığıyla her türlü araştırmayı yapabilir; ancak delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmesi gerekir (bkz. aşağıdaki delil yasakları bölümü). Öte yandan Anayasa Mahkemesi, Anayasa m. 17 kapsamındaki kötü muamele iddialarına ilişkin soruşturmalarda, soruşturma makamlarının olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm delilleri toplaması, makul bir özen ve süratle hareket etmesi ve soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmaması gerektiğini vurgulamıştır (B. 2020/13119, T. 18.09.2024).

Kovuşturma Aşaması Nedir? Soruşturmadan Farkı

Kovuşturma aşaması, iddianamenin mahkemece kabulüyle başlar ve hükmün kesinleşmesine kadar devam eder. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin ifadesiyle, kovuşturma aşaması “iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi” kapsar.

Soruşturma ve kovuşturma arasındaki en temel nitelik farkı, delillerin ele alınış biçiminde ortaya çıkar. Soruşturma evresinde deliller elde edilir; kovuşturma evresinde ise bu deliller CMK m. 217/1 uyarınca duruşmaya getirilir ve hâkimin huzurunda tartışılarak ikame edilir. Başka bir deyişle soruşturma, delillerin toplandığı; kovuşturma ise toplanan bu delillerin mahkeme önünde ortaya konulduğu evredir.

İki evre arasındaki ikinci önemli fark, ispat standardındadır. CMK’nın 170/2. maddesine göre soruşturma aşamasında toplanan deliller, kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturup oluşturmadığı yönünden değerlendirilirken; kovuşturma aşamasında isnat edilen suçun işlenip işlenmediği hususunda mahkûmiyete yeter olup olmadığı ve tam bir vicdani kanaat oluşturup oluşturmadığı çerçevesinde değerlendirilir. Bu ilke Yargıtay 2. Ceza Dairesi kararında da açıkça vurgulanmıştır (E. 2024/392, K. 2024/11758, T. 16.09.2024).

Kovuşturma evresine özgü bir diğer ilke, delillerin doğrudan mahkeme huzurunda tartışılması zorunluluğudur. CMK’nın 217. maddesi gereğince hâkim, vicdani kanaatini ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Duruşmaya getirilmemiş ve tartışılmamış deliller hükme esas alınamaz; ayrıca hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması kesin hukuka aykırılık sebebidir (CMK m. 289/1-i).

İddianame ve Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı (KYOK)

Soruşturma evresi sonunda Cumhuriyet savcısı iki temel karardan birini verir. CMK’nın 170/2. maddesi gereğince, soruşturma evresi sonunda toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenler. Yargıtay 2. Ceza Dairesi de bu hükmü aynı şekilde aktarmıştır (E. 2024/392, K. 2024/11758, T. 16.09.2024).

Buna karşılık, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu kural CMK m. 172/1’de düzenlenmiştir; Yargıtay 2. Ceza Dairesi de aynı hükmü aktarmıştır.

İddianamenin iadesi müessesesi CMK’nın 174. maddesinde düzenlenmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin ifadesiyle bu kurumla, kamu davasının açılmasından önce kanuni şartları taşımayan, yeterli bilgileri içermeyen ve hatalı düzenlenen iddianamelerin bir nevi süzgeçten geçirilerek yargının faaliyetinin hızlandırılması, makul sürede yargılamanın gerçekleştirilmesi, gereksiz davaların önüne geçilmesi ve lekelenmeme hakkının korunması amaçlanmaktadır. CMK m. 174’te sayılan iade sebepleri sınırlı sayıdadır: 170. maddeye aykırı düzenleme, suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenleme, önödeme/uzlaştırma/seri muhakeme usulüne tâbi olduğu açıkça anlaşılan işlerde bu usuller uygulanmaksızın düzenleme, izne/talebe bağlı suçlarda izin/talep alınmaksızın düzenleme ve (8/8/2026 tarihli ve 7593 sayılı Kanunla eklenen) onbeş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında sosyal inceleme yaptırılmaksızın düzenleme. Kanun açıkça, suçun hukukî nitelendirilmesinin iddianamenin iadesi sebebi olamayacağını hükme bağlamıştır (CMK m. 174/2). Yargıtay 4. Ceza Dairesi ayrıca iade sebebi yapılabilecek delil eksikliğinin kapsamını sınırlamış ve “Toplanması gereken mevcut bir delil, delil yasaklarıyla mahdut, hukukun izin verdiği sınır içerisinde, fiilen ele geçirilmesi de mümkün olan delil manasındadır” değerlendirmesinde bulunmuştur.

Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde, kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir (CMK m. 173/1). Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görürse bu hususu açıkça belirtmek suretiyle Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa istemi gerekçeli olarak reddeder; istemi yerinde bulursa Cumhuriyet savcısı iddianame düzenler (CMK m. 173/3-4). Yargıtay 2. Ceza Dairesi de itirazı inceleyen mahkemenin, yeterli delil bulunmaması hâlinde itirazın reddine, yeterli delil bulunması hâlinde itirazın kabulüne veya eksik soruşturma nedeniyle soruşturmanın genişletilmesine karar verebileceğini belirtmiştir (E. 2024/392, K. 2024/11758, T. 16.09.2024).

KYOK kararı verildikten sonra aynı fiilden dolayı yeniden kamu davası açılabilmesi de kanuni sınırlara tâbidir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin yakın tarihli bir kararında belirtildiği üzere, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta Sulh Ceza Hâkimliğince bir karar verilmedikçe aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz. Yeni delil iddiası ortaya çıktığında öncelikle bu hususta Cumhuriyet savcısınca bir değerlendirme yapılması gerekir; Sulh Ceza Hâkimliği’nin, talep üzerine doğrudan soruşturmanın genişletilmesi niteliğinde bir karar vererek itirazın kabulüne hükmetmesi kanuna aykırıdır.

Delil Serbestisi İlkesi ve Sınırları

Ceza muhakemesinde delil serbestisi ilkesi geçerlidir. CMK’nın 217/2. maddesi uyarınca yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Bu ilke Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da vurgulanmıştır (E. 2021/148, K. 2022/566, T. 20.09.2022). Ancak delil serbestisi, delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olması şartına bağlıdır ve bu bakımdan kanun koruma tedbirlerine özel usuller öngörmüştür.

Adli arama bakımından CMK m. 116/1, yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe bulunması hâlinde şüphelinin veya sanığın üstünün, eşyasının, konutunun, işyerinin veya ona ait diğer yerlerin aranabileceğini düzenler.

Dijital delillerin elde edilmesi ise CMK’nın 134. maddesiyle genel adli aramadan farklılaştırılmış ve daha sıkı koşullara bağlanmıştır. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin bir kararında, bilgisayar, bilgisayar programları ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma tedbirinin, “dijital delil” olarak adlandırılan verilerin sıhhatini ve güvenliğini sağlamak amacıyla ve bireyin özel hayatına yönelik olumsuz etkileri gözetilerek “son çare” olarak başvurulabilecek, özel koşullara bağlı bir koruma tedbiri olduğu vurgulanmıştır. Aynı Daire, CMK m. 116 uyarınca verilecek arama kararlarında “makul şüphe” şartının yeterli görüldüğünü, buna karşılık 134. maddede düzenlenen tedbire ancak somut delile dayanan “kuvvetli şüphe” sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânı bulunmaması hâlinde başvurulabileceğini belirtmiş; ayrıca CMK m. 134’teki şekil şartlarına uyulmadan, hukuk yargılamasındaki delil tespiti yoluyla bilgisayarlardan elde edilen verilere dayalı bilirkişi raporunun, mahkûmiyete yeterli tek ve belirleyici delil olarak hükme esas alınamayacağı sonucuna varmıştır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise CMK m. 134’te öngörülen arama, kopyalama ve elkoyma tedbirinin, yürütülen soruşturma kapsamında ele geçirilmiş dijital materyale müdahale edilmek suretiyle uygulanabildiğini, e-posta yoluyla yapılan iletişimin ise bu madde yoluyla değil iletişimin denetlenmesine ilişkin CMK m. 135 hükümleriyle takip edilebileceğini değerlendirmiştir.

Telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen tesadüfi deliller bakımından da özel bir usul öngörülmüştür. CMK m. 138/2 uyarınca telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturmayla ilgisi olmayan ve CMK m. 135/6’da sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, böyle bir tesadüfi delil elde edildikten sonra aynı kişi hakkında yeni bir dinleme kararı alınmadan dinlemeye devam edilerek elde edilen delillerin tesadüfi delil sayılamayacağını ve hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.

Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi CMK’nın 139. maddesi çerçevesinde şekillenmiştir. CMK m. 139/1 uyarınca, soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir ve bu tedbire hâkim tarafından karar verilir; Yargıtay 10. Ceza Dairesi de bu hükmü aktarmıştır. Tedbir yalnızca CMK m. 139/7’de sayılan suçlarla (uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, silahlı örgüt, silah kaçakçılığı ile kültür ve tabiat varlıklarını koruma suçları) ilgili olarak uygulanabilir. Bu tedbirin en önemli sınırı kışkırtıcı ajan yasağıdır: Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, kışkırtma veya tuzak kurma sonucu elde edilen tüm delillerin hariç tutulması veya benzer sonuçları doğuran bir usulün uygulanması gerektiğini; suçla mücadeledeki kamu yararının dahi kolluk görevlilerinin kışkırtması sonucu elde edilen delillerin kullanılmasını haklı göstermeyeceğini belirtmiştir (B. 2021/50710, T. 16.12.2025; oyçokluğuyla). Yargıtay 10. Ceza Dairesi de aynı doğrultuda, görevlilerin kışkırtıcı ajan sayılabilecek şekilde faili suç işlemeye yönlendirmesi sonucu ele geçirilen delillerin hükme esas alınamayacağını, failin eylem hazırlığında olmadığı bir aşamada suça teşvik edilerek elde edilen bulguların hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu tespit etmiştir.

Yasak Delil ve Zehirli Ağacın Meyvesi İlkesi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, delil yasaklarının “delil elde etme” ve “delil değerlendirme” yasakları olarak ikiye ayrıldığını belirtmiştir (E. 2021/148, K. 2022/566, T. 20.09.2022). Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır. Anayasa m. 38/6 ile CMK m. 206/2-a, 217/2, 230/1-b ve 289/1-i uyarınca hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş deliller hükme esas alınamaz; ifade alma ve sorguda ise yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez (CMK m. 148/3). Yargıtay Ceza Genel Kurulu da bu hükümlere dayanarak, arama kararı veya yazılı arama emri olmaksızın yapılan arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı sonucuna varmıştır.

Hukuka aykırı delil yasağının kapsamı yalnızca doğrudan hukuka aykırı elde edilen ilk delille sınırlı değildir; bu delile dayanılarak ulaşılan dolaylı deliller de yasak kapsamındadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, hukuka aykırı bir arama sonucunda ele geçirilen delilden hareketle, Cumhuriyet savcısının emri olmaksızın kolluğun resen yürüttüğü delil toplama işlemlerinin de hukuka aykırı olduğunu, bu yolla elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağını ve bunlar değerlendirme dışında bırakıldığında mahkûmiyete yeterli delil kalmıyorsa beraat gerektiğini kabul etmiştir (E. 2021/148, K. 2022/566, T. 20.09.2022; oy çokluğuyla). Bu yaklaşım öğretide “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” (uzak etki) ilkesiyle ifade edilmektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru incelemesindeki rolü de bu noktada önem taşır. Anayasa Mahkemesi, kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen ya da yargı mercilerince hukuka aykırı olduğu tespit edilen delillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabileceğini belirtmiştir (B. 2020/14678, T. 14.01.2025). Ayrıca Yargıtay 6. Ceza Dairesi, bölge adliye mahkemelerinin hükmü bozabileceği hâllerin CMK m. 280/1-e ve f bentlerinde sınırlı sayıda sayıldığını, bu sınırlar dışında dosya üzerinden verilen bozma kararının hukuki değerden yoksun olduğunu, duruşma açılarak CMK m. 280/1-g uyarınca yeniden hüküm kurulması gerektiğini belirtmiştir (E. 2023/20838, K. 2025/7334, T. 08.09.2025; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.04.2025 tarihli kararına atıfla).

Güncel Yargıtay ve AYM Kararları

Bu yazıda değinilen konulara ilişkin öne çıkan bazı güncel kararlar şunlardır:

  • Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2024/2878, K. 2024/5281, T. 24.04.2024 – Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin CMK m. 2 uyarınca tanımı ve iddianamenin iadesi kurumunun kapsamı.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/148, K. 2022/566, T. 20.09.2022 – Kolluğun savcıya bildirmeden yürüttüğü arama ve delil toplama işlemleri sonucu elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğu, bunlardan hareketle elde edilen delillerin de hükme esas alınamayacağı (oy çokluğuyla).
  • Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2023/20838, K. 2025/7334, T. 08.09.2025 – Bölge adliye mahkemesinin CMK m. 280/1-e ve f dışındaki nedenlerle dosya üzerinden verdiği bozma kararının hukuki değerden yoksun olduğu; duruşma açılarak yeniden hüküm kurulması gerektiği.
  • Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2024/392, K. 2024/11758, T. 16.09.2024 – Soruşturma ve kovuşturmada ispat standardı farkı, iddianame ve KYOK süreci.
  • Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2021/4383, K. 2023/2717, T. 09.05.2023 – Adli kolluğun savcının emri altında bulunması, tesadüfi deliller ve CMK m. 134’ün ele geçirilmiş dijital materyale ilişkin kapsamı.
  • Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2024/6390, K. 2025/1172, T. 20.01.2025 – Dijital delil aramasında (CMK m. 134) kuvvetli şüphe ve son çare ilkesi.
  • Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2025/2406, K. 2025/15784, T. 08.12.2025 – KYOK sonrası yeni delil hâlinde izlenecek usul.
  • Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2023/16840, K. 2025/3578, T. 25.03.2025 – Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi ve kışkırtıcı ajan yasağı.
  • Anayasa Mahkemesi, B. 2021/50710, T. 16.12.2025 – Kolluğun kışkırtma veya tuzak kurma yoluyla elde ettiği delillerin belirleyici olduğu mahkûmiyette adil yargılanma hakkının ihlali; kışkırtma sonucu elde edilen delillerin hariç tutulması gerektiği (Genel Kurul, oyçokluğuyla).
  • Anayasa Mahkemesi, B. 2020/14678, T. 14.01.2025 – Hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılan delillerin tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabileceği.

Sonuç ve İletişim

Soruşturma ve kovuşturma evreleri, ceza muhakemesinin birbirinden farklı usul kurallarına, ispat standartlarına ve güvencelere tâbi iki ayrı aşamasıdır. Delillerin hangi evrede ve hangi usulle toplandığı, iddianamenin düzenlenip düzenlenmeyeceğini, kovuşturmaya yer olmadığı kararına yapılan itirazın akıbetini ve nihayetinde yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir. Özellikle adli arama, dijital delil incelemesi, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi gibi tedbirlerin hukuka uygun şekilde uygulanıp uygulanmadığının değerlendirilmesi teknik bir inceleme gerektirir. Bu nedenle soruşturma veya kovuşturma aşamasında olan bir dosyada haklarınızın korunması için bir Fethiye Ceza Avukatı ile görüşülmesi, sürecin doğru yönetilmesine katkı sağlayabilir.

Konuyla bağlantılı olarak Gözaltı, Tutuklama ve Adli Kontrolde Şüphelinin Hakları ve Fethiye Tutuklama İtiraz Avukatı başlıklı makalelerimiz de ilginizi çekebilir.

Soruşturma veya kovuşturma sürecinizle ilgili sorularınız için 0506 773 39 69 numaralı telefondan bize ulaşabilir veya WhatsApp üzerinden yazabilirsiniz.

ÖlçütSoruşturma evresiKovuşturma evresi
KapsamYetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin KABULÜNE kadarİddianamenin kabulüyle başlar, hükmün KESİNLEŞMESİNE kadar sürer (CMK m.2)
Delillerin işleviDelillerin ELDE EDİLDİĞİ evreDelillerin İKAME EDİLDİĞİ (mahkeme önünde ortaya konduğu) evre
İspat standardıDeliller, kamu davası açmaya YETERLİ ŞÜPHE oluşturup oluşturmadığı yönünden değerlendirilir (CMK m.170/2)Deliller, mahkûmiyete yeterli olup olmadığı ve TAM BİR VİCDANİ KANAAT oluşturup oluşturmadığı yönünden değerlendirilir
Yetkili / sorumluSoruşturmanın amiri Cumhuriyet savcısıdır; adli kolluk savcının yardımcısıdır ve kendi başına soruşturma yürütemezMahkeme. Hâkim vicdani kanaatini ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir (CMK m.217)
Evrenin sonucuYeterli şüphe varsa iddianame; yoksa veya kovuşturma olanağı bulunmuyorsa kovuşturmaya yer olmadığı kararı (KYOK)Hüküm
Denetim yoluKYOK’a itirazı (suçtan zarar gören, tebliğden itibaren iki hafta içinde; CMK m.173) sulh ceza hâkimliği inceler; hâkimlik soruşturmanın genişletilmesini isteyebilir. KYOK sonrası yeni delil olmadıkça ve hâkimlik kararı bulunmadıkça aynı fiilden dava açılamazİddianamenin iadesi sebepleri CMK m.174’te SINIRLI SAYIDADIR; suçun hukuki nitelendirilmesi iade sebebi olamaz (m.174/2)

Sıkça Sorulan Sorular

Soruşturma aşaması ne kadar sürer?

CMK’da soruşturma evresi için genel bir azami süre öngörülmemiştir; süre, dosyanın niteliğine, toplanması gereken delillere ve şüpheli sayısına göre değişir. Ancak Anayasa Mahkemesi, Anayasa m. 17 kapsamındaki kötü muamele iddialarına ilişkin soruşturmalarda makul bir özen ve süratle hareket edilmesi, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranılmaması gerektiğini belirtmiştir (B. 2020/13119, T. 18.09.2024).

Kovuşturma aşaması ne zaman başlar?

Kovuşturma aşaması, Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen iddianamenin mahkemece kabul edilmesiyle başlar ve hükmün kesinleşmesine kadar devam eder.

Soruşturma ve kovuşturma arasındaki en temel fark nedir?

Soruşturma evresinde deliller toplanır; kovuşturmada ise bu deliller duruşmada ortaya konulup tartışılır (CMK m. 217/1). Ayrıca ispat standardı da farklıdır: soruşturmada iddianame düzenlenmesi için yeterli şüphe aranırken, kovuşturmada mahkûmiyet için tam bir vicdani kanaat oluşması gerekir.

İddianame ne zaman düzenlenir?

CMK m. 170/2 uyarınca, soruşturma evresinde toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenler.

Kovuşturmaya yer olmadığı kararına (KYOK) nasıl itiraz edilir?

Suçtan zarar gören, KYOK kararının kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde, kararı veren savcının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir (CMK m. 173/1). Sulh Ceza Hâkimliği, itirazı inceleyerek reddine, kabulüne veya soruşturmanın genişletilmesi için Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunulmasına karar verebilir.

Sulh Ceza Hâkimliği kovuşturmaya yer olmadığı kararına yapılan itirazda ne tür kararlar verebilir?

CMK m. 173/3-4 ve Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin kararına göre sulh ceza hâkimliği; kamu davası açılması için yeterli delil bulunmaması hâlinde itirazın reddine, yeterli delil bulunması hâlinde itirazın kabulüne veya eksik soruşturma nedeniyle soruşturmanın genişletilmesine karar verebilir.

İddianame hangi hallerde iade edilir?

CMK m. 174’te sayılan sebepler sınırlıdır: kanuna aykırı düzenlenen, suçun sübutuna etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen, önödeme/uzlaştırma/seri muhakeme usulüne tâbi olduğu açıkça anlaşılan işlerde bu usuller uygulanmaksızın düzenlenen, izne/talebe bağlı suçlarda izin/talep alınmaksızın düzenlenen ve (7593 sayılı Kanunla eklenen) onbeş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında sosyal inceleme yaptırılmaksızın düzenlenen iddianameler iade edilir.

Suçun hukuki nitelendirilmesi iddianamenin iadesi sebebi olabilir mi?

Hayır. CMK m. 174/2 açıkça, suçun hukukî nitelendirilmesinin iddianamenin iadesi sebebi olamayacağını hükme bağlamıştır.

Hukuka aykırı delil ne demektir?

Anayasa m. 38/6 ve CMK’nın çeşitli hükümleri (m. 148, 206/2-a, 217/2, 230/1-b, 289/1-i) uyarınca, kanuna aykırı yöntemlerle elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez. Bu tür deliller soruşturma ve kovuşturmada kullanılamaz ve hükme esas alınamaz.

Zehirli ağacın meyvesi ilkesi ne anlama gelir?

Bu ilke, hukuka aykırı olarak elde edilen bir delile dayanılarak ulaşılan diğer (dolaylı) delillerin de hukuka aykırı sayılacağı anlamına gelir. Öğretide ‘zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir’ formülüyle ifade edilir; Yargıtay Ceza Genel Kurulu da hukuka aykırı bir arama sonucu elde edilen delilden hareketle, savcının emri olmaksızın yürütülen işlemlerle ulaşılan delillerin hükme esas alınamayacağını kabul etmiştir.

Dijital delil (bilgisayar, telefon) aramasında hangi koşullar aranır?

CMK m. 134 uyarınca bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma tedbiri; somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, başka surette delil elde etme imkânının olmaması ve hâkim kararı (gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı kararı; bu karar yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulur) şartına bağlıdır. Bu, genel adli aramadaki ‘makul şüphe’ standardından daha ağır bir standarttır.

Gizli soruşturmacı hangi şartlarda görevlendirilebilir?

CMK m. 139 uyarınca, soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, hâkim kararıyla kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu tedbir yalnızca CMK m. 139/7’de sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir. Görevlilerin faili suça teşvik ederek kışkırtıcı ajan gibi davranması yasaktır; bu şekilde elde edilen deliller hükme esas alınamaz.

Kovuşturmaya yer olmadığı kararından sonra yeniden dava açılabilir mi?

Ancak kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmesi ve bu hususta Sulh Ceza Hâkimliğince bir karar verilmesi şartıyla mümkündür. Yeni delil iddiası ortaya çıktığında öncelikle Cumhuriyet savcısının bir değerlendirme yapması, ardından gerekirse Sulh Ceza Hâkimliği’nden karar talep etmesi gerekir.

Dosyanızı değerlendirmek için bize ulaşabilirsiniz

Av. Mustafa Kocatepe

Yasal Uyarı: Bu makalede yer alan bilgiler genel nitelikte olup hukuki mütalaa veya tavsiye niteliği taşımamaktadır. Hak kaybına uğramamak adına somut durumunuz için bir avukata danışmanız önerilir. — Av. Mustafa Kocatepe

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Whatsapp
Av. Mustafa Kocatepe
Av. Mustafa Kocatepe
Merhaba.
Size nasıl yardımcı olabiliriz?