tr

Soruşturma ve Kovuşturma Aşaması Nedir? Aradaki Farklar

Soruşturma ve Kovuşturma Aşaması Nedir? Aradaki Farklar
16.09.2026
14

Ceza yargılamasında bir dosyanın “soruşturma” mı yoksa “kovuşturma” aşamasında mı olduğu, şüphelinin veya sanığın hangi haklara sahip olduğunu ve sürecin nasıl ilerleyeceğini doğrudan belirler. Uygulamada sık sık birbirine karıştırılan bu iki evre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) açıkça tanımlanmış olup aralarındaki fark Yargıtay içtihatlarıyla defalarca netleştirilmiştir. Bu yazıda soruşturma ve kovuşturma evrelerinin ne anlama geldiğini, aralarındaki temel farkları, iddianame ve kovuşturmaya yer olmadığı kararı (KYOK) sürecini, delil serbestisi ilkesini ve hukuka aykırı delillerin akıbetini güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında ele alıyoruz.

Soruşturma Aşaması Nedir?

CMK’nın tanımlar başlıklı 2. maddesi uyarınca soruşturma aşaması, yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi kapsar. Yargıtay 4. Ceza Dairesi bu tanımı bir kararında şu şekilde teyit etmiştir: “Soruşturma aşamasının, Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi… kapsadığı anlaşılmaktadır.” Yargıtay Ceza Genel Kurulu da aynı tanımı benimseyerek soruşturmayı “yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evre” olarak ifade etmiştir.

Soruşturmanın amiri Cumhuriyet savcısıdır; adli kolluk ise bu evrede savcının yardımcısı konumundadır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi bu ilkeyi “Soruşturmanın amiri Cumhuriyet savcısı olup, adli kolluk savcının yardımcısıdır” şeklinde ifade etmiştir. Buna bağlı olarak Cumhuriyet savcısı, bir suç işlendiği izlenimini veren hâli öğrendiği andan itibaren araştırma yapmakla yükümlüdür. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, CMK’nın 160/1. maddesine dayanarak “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar” ilkesini vurgulamıştır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi ise bu yükümlülüğü “araştırma mecburiyeti ilkesi”, şüphenin ciddiyeti ve dava şartlarının varlığı hâlinde dava açılmasını ise “kamu davasını açma mecburiyeti ilkesi” olarak adlandırmıştır.

Cumhuriyet savcısının bu araştırmayı tarafsız biçimde yürütmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu, savcının “maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü” olduğunu istikrarlı biçimde vurgulamaktadır. Adli kolluk görevlileri ise kendi başlarına soruşturma yürütemez; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre kolluk, olay yerinde gerekli tedbirleri aldıktan sonra durumu derhâl Cumhuriyet savcısına bildirmek ve verilen talimata göre hareket etmekle yükümlüdür. Aynı doğrultuda Yargıtay 3. Ceza Dairesi, adli kolluğun elkoyduğu olayları ve uyguladığı tedbirleri emrinde çalıştığı Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmesi ve savcının emirlerini gecikmeksizin yerine getirmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.

Bununla birlikte savcılığın araştırma yetkisi sınırsız değildir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, savcının doğrudan veya adli kolluk aracılığıyla her türlü araştırmayı yapabileceğini belirtmekle birlikte, Anayasa Mahkemesi soruşturma makamlarının olayın gelişimine ilişkin ileri sürülen her talebi karşılama zorunluluğu bulunmadığını, soruşturma işlemlerinin belirleyicisinin yetkili soruşturma makamları olduğunu ifade etmiştir. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, devletin pozitif yükümlülüğünün bir parçası olarak etkili bir resmî soruşturma yürütme usul yükümlülüğü bulunduğunu, bu kapsamda soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek tüm delilleri toplaması, makul bir özen ve süratle hareket etmesi ve soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmaması gerektiğini vurgulamıştır.

Kovuşturma Aşaması Nedir? Soruşturmadan Farkı

Kovuşturma aşaması, iddianamenin mahkemece kabulüyle başlar ve hükmün kesinleşmesine kadar devam eder. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin yerleşik ifadesiyle, kovuşturma aşaması “iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi” kapsar.

Soruşturma ve kovuşturma arasındaki en temel nitelik farkı, delillerin ele alınış biçiminde ortaya çıkar. Yargıtay 6. Ceza Dairesi bu ayrımı şöyle özetlemiştir: “Muhakemede; soruşturma evresinin delillerin elde edildiği evre, kovuşturma evresinin ise delillerin ikame edildiği evre olarak karşımıza çıktığı” anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle soruşturma, delillerin toplandığı; kovuşturma ise toplanan bu delillerin mahkeme önünde ortaya konulduğu evredir.

İki evre arasındaki ikinci önemli fark, ispat standardındadır. CMK’nın 170/2. maddesine göre soruşturma aşamasında toplanan deliller, kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturup oluşturmadığı yönünden değerlendirilirken; kovuşturma aşamasında isnat edilen suçun işlenip işlenmediği hususunda mahkûmiyete yeter olup olmadığı ve tam bir vicdani kanaat oluşturup oluşturmadığı çerçevesinde değerlendirilir. Bu ilke Yargıtay 4. Ceza Dairesi ve Yargıtay 2. Ceza Dairesi kararlarında açıkça vurgulanmıştır.

Kovuşturma evresine özgü bir diğer ilke, delillerin doğrudan mahkeme huzurunda tartışılması zorunluluğudur. CMK’nın 217. maddesi gereğince hâkim, vicdani kanaatini ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Yargıtay 6. Ceza Dairesi bu kuralı “Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir” şeklinde ifade etmiş; duruşmada okunmayan ve tartışılmayan belgelerin hükme esas alınamayacağını belirtmiştir.

İddianame ve Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı (KYOK)

Soruşturma evresi sonunda Cumhuriyet savcısı iki temel karardan birini verir. CMK’nın 170/2. maddesi gereğince, soruşturma evresi sonunda toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenler. Bu husus Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Yargıtay 8. Ceza Dairesi ve Yargıtay 2. Ceza Dairesi kararlarında istikrarlı biçimde tekrarlanmıştır.

Buna karşılık, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Yargıtay 2. Ceza Dairesi bu kuralı açıkça hükme bağlamış, Yargıtay 6. Ceza Dairesi de benzer bir kararında aynı ilkeyi teyit etmiştir.

İddianamenin iadesi müessesesi CMK’nın 174. maddesinde düzenlenmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin ifadesiyle bu kurumla, kamu davasının açılmasından önce kanuni şartları taşımayan, yeterli bilgileri içermeyen ve hatalı düzenlenen iddianamelerin bir nevi süzgeçten geçirilerek yargının faaliyetinin hızlandırılması, makul sürede yargılamanın gerçekleştirilmesi, gereksiz davaların önüne geçilmesi ve lekelenmeme hakkının korunması amaçlanmaktadır. CMK m. 174’te sayılan iade sebepleri sınırlı sayıdadır: 170. maddeye aykırı düzenleme, suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenleme, önödeme/uzlaştırma/seri muhakeme usulüne tâbi olduğu açıkça anlaşılan işlerde bu usuller uygulanmaksızın düzenleme ve izne/talebe bağlı suçlarda izin/talep alınmaksızın düzenleme. Kanun açıkça, suçun hukukî nitelendirilmesinin iddianamenin iadesi sebebi olamayacağını hükme bağlamıştır (CMK m. 174/2). Yargıtay 4. Ceza Dairesi ayrıca iade sebebi yapılabilecek delil eksikliğinin kapsamını sınırlamış ve “Toplanması gereken mevcut bir delil, delil yasaklarıyla mahdut, hukukun izin verdiği sınır içerisinde, fiilen ele geçirilmesi de mümkün olan delil manasındadır” değerlendirmesinde bulunmuştur.

Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazları Sulh Ceza Hâkimliği inceler. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin istikrarlı içtihadına göre Sulh Ceza Hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görürse bu hususu açıkça belirterek Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa istemi gerekçeli olarak reddeder; yeterli delil bulunması hâlinde ise itirazı kabul edebilir. Aynı ilke Yargıtay 2. Ceza Dairesi ve Yargıtay 6. Ceza Dairesi kararlarında da tekrarlanmıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise, Cumhuriyet savcısının soruşturma görevini hiç yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumlarda, itirazı inceleyen merciin savcının soruşturma yapmasını sağlamak amacıyla itirazın kabulüne karar verebileceğini açıklamıştır.

KYOK kararı verildikten sonra aynı fiilden dolayı yeniden kamu davası açılabilmesi de kanuni sınırlara tâbidir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin yakın tarihli bir kararında belirtildiği üzere, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta Sulh Ceza Hâkimliğince bir karar verilmedikçe aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz. Yeni delil iddiası ortaya çıktığında öncelikle bu hususta Cumhuriyet savcısınca bir değerlendirme yapılması gerekir; Sulh Ceza Hâkimliği’nin, talep üzerine doğrudan soruşturmanın genişletilmesi niteliğinde bir karar vererek itirazın kabulüne hükmetmesi kanuna aykırıdır.

Delil Serbestisi İlkesi ve Sınırları

Ceza muhakemesinde delil serbestisi ilkesi geçerlidir. CMK’nın 217/2. maddesi uyarınca yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Bu ilke Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu başta olmak üzere pek çok kararda vurgulanmıştır. Ancak delil serbestisi, delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olması şartına bağlıdır ve bu bakımdan kanun koruma tedbirlerine özel usuller öngörmüştür.

Adli arama bakımından CMK’nın 116. maddesi, suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe bulunması hâlinde şüphelinin veya sanığın üstünün aranabileceğini düzenler; Anayasa Mahkemesi bu standardı bir kararında açıkça teyit etmiştir.

Dijital delillerin elde edilmesi ise CMK’nın 134. maddesiyle genel adli aramadan farklılaştırılmış ve daha sıkı koşullara bağlanmıştır. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin bir kararında, bilgisayar, bilgisayar programları ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma tedbirinin, “dijital delil” olarak adlandırılan verilerin sıhhatini ve güvenliğini sağlamak amacıyla ve bireyin özel hayatına yönelik olumsuz etkileri gözetilerek “son çare” olarak başvurulabilecek, özel koşullara bağlı bir koruma tedbiri olduğu vurgulanmıştır. Aynı Daire, CMK’nın 116. maddesi uyarınca verilecek arama kararlarında “makul şüphe” şartının yeterli görüldüğünü, buna karşılık 134. maddede düzenlenen tedbire ancak somut delile dayanan “kuvvetli şüphe” sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânı bulunmaması hâlinde başvurulabileceğini belirtmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi de, bilgisayar ve bilgisayar niteliğindeki cep telefonları üzerinde CMK 134 gereğince hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının emriyle arama ve kopyalama işleminin yapılabileceğini, bunun dışındaki yöntemlerin hukuka aykırı olduğunu vurgulamıştır.

Telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen tesadüfi deliller bakımından da özel bir usul öngörülmüştür. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, bu tür tesadüfi delillerin hukuka uygun kabul edilip kullanılabilmesi için, delilin elde edildiğine ilişkin derhâl savcılığa bilgi verilmesi gerektiğini, bildirim sürecinin geciktirilmesinin delili hukuka aykırı hâle getireceğini hükme bağlamıştır.

Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi CMK’nın 139. maddesi çerçevesinde şekillenmiştir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin kararlarına göre, soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak atanabilir ve bu tedbire hâkim tarafından karar verilir. Bu tedbirin en önemli sınırı kışkırtıcı ajan yasağıdır: Anayasa Mahkemesi, “Devlet organları, bireyleri kışkırtarak suç işlemelerini sağlayıp sonra yakalayıp cezalandırılmalarını isteyemezler” ilkesini koymuştur. Yargıtay 10. Ceza Dairesi de aynı doğrultuda, görevlilerin kışkırtıcı ajan sayılabilecek şekilde faili suç işlemeye yönlendirmesi sonucu ele geçirilen delillerin hükme esas alınamayacağını, failin eylem hazırlığında olmadığı bir aşamada suça teşvik edilerek elde edilen bulguların hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu tespit etmiştir.

Yasak Delil ve Zehirli Ağacın Meyvesi İlkesi

Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin bir kararında belirtildiği üzere, delil yasakları “delil elde etme” ve “delil değerlendirme” yasağı olarak iki gruba ayrılır. Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır; bu ilkeye Anayasa Mahkemesi de kararlarında atıf yapmaktadır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin içtihadına göre, Anayasa m. 38/6 ile CMK’nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillerin hükme esas alınamayacağında şüphe yoktur; usul kurallarına uymadan hukuka aykırı elde edilen deliller soruşturma ve kovuşturmada kullanılamaz.

Hukuka aykırı delil yasağının kapsamı yalnızca doğrudan hukuka aykırı elde edilen ilk delille sınırlı değildir; bu delile dayanılarak ulaşılan dolaylı deliller de yasak kapsamındadır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, hukuka aykırı delil kavramının yalnızca hukuka aykırı elde edilen ilk delili değil, bu delil vasıtasıyla elde edilen diğer delilleri de kapsadığını açıkça belirtmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise bu ilkeyi “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” formülasyonuyla ifade etmiş; arama kararı veya yazılı emir olmaksızın yapılan bir arama sonucunda elde edilen delillerin ve bunlara dayalı zincirleme bulguların tamamının hüküm dışı bırakılması gerektiğine hükmetmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru incelemesindeki rolü de bu noktada önem taşır. Anayasa Mahkemesi, görevinin, hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya yargı mercilerince tespit edilen delillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanılıp kullanılmadığını ve bu hukuka aykırılığın bir bütün olarak yargılamanın adil olup olmamasına etkisini incelemek olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca Yargıtay 6. Ceza Dairesi, bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin CMK’nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı sayıda belirlendiğini, bu sınırlar dışına çıkılarak verilen hukuka aykırı bozma kararlarının hükümsüz sayılması gerektiğini vurgulamıştır.

Güncel Yargıtay ve AYM Kararları

Bu yazıda değinilen konulara ilişkin öne çıkan bazı güncel kararlar şunlardır:

  • Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2024/2878, K. 2024/5281, T. 24.04.2024 – Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin CMK m. 2 uyarınca tanımı ve iddianamenin iadesi kurumunun kapsamı.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/148, K. 2022/566, T. 20.09.2022 – Savcının araştırma mecburiyeti, lehe/aleyhe delil toplama yükümlülüğü ve zehirli ağacın meyvesi ilkesi.
  • Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2023/20838, K. 2025/7334, T. 08.09.2025 – Delillerin elde edilmesi ile ikame edilmesi arasındaki fark ve delil yasaklarının sınıflandırılması.
  • Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2024/392, K. 2024/11758, T. 16.09.2024 – Soruşturma ve kovuşturmada ispat standardı farkı, iddianame ve KYOK süreci.
  • Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2021/4383, K. 2023/2717, T. 09.05.2023 – Adli kolluğun yükümlülükleri, tesadüfi deliller ve hukuka aykırı delilin uzak etkisi.
  • Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2024/6390, K. 2025/1172, T. 20.01.2025 – Dijital delil aramasında (CMK m. 134) kuvvetli şüphe ve son çare ilkesi.
  • Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2025/2406, K. 2025/15784, T. 08.12.2025 – KYOK sonrası yeni delil hâlinde izlenecek usul.
  • Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2023/16840, K. 2025/3578, T. 25.03.2025 – Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi ve kışkırtıcı ajan yasağı.
  • Anayasa Mahkemesi, B. 2021/50710, T. 16.12.2025 – Savcının delil toplama yükümlülüğü ve kışkırtma yasağı.
  • Anayasa Mahkemesi, B. 2020/14678, T. 14.01.2025 – Adli arama şartları ve hukuka aykırı delilin yargılamanın bütününe etkisinin denetimi.

Sonuç ve İletişim

Soruşturma ve kovuşturma evreleri, ceza muhakemesinin birbirinden farklı usul kurallarına, ispat standartlarına ve güvencelere tâbi iki ayrı aşamasıdır. Delillerin hangi evrede ve hangi usulle toplandığı, iddianamenin düzenlenip düzenlenmeyeceğini, kovuşturmaya yer olmadığı kararına yapılan itirazın akıbetini ve nihayetinde yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir. Özellikle adli arama, dijital delil incelemesi, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi gibi tedbirlerin hukuka uygun şekilde uygulanıp uygulanmadığının değerlendirilmesi teknik bir inceleme gerektirir. Bu nedenle soruşturma veya kovuşturma aşamasında olan bir dosyada haklarınızın korunması için bir Fethiye Ceza Avukatı ile görüşülmesi, sürecin doğru yönetilmesine katkı sağlayabilir.

Konuyla bağlantılı olarak Gözaltı, Tutuklama ve Adli Kontrolde Şüphelinin Hakları ve Fethiye Tutuklama İtiraz Avukatı başlıklı makalelerimiz de ilginizi çekebilir.

Soruşturma veya kovuşturma sürecinizle ilgili sorularınız için 0506 773 39 69 numaralı telefondan bize ulaşabilir veya WhatsApp üzerinden yazabilirsiniz.

Dosyanızı değerlendirmek için bize ulaşabilirsiniz

Av. Mustafa Kocatepe

Yasal Uyarı: Bu makalede yer alan bilgiler genel nitelikte olup hukuki mütalaa veya tavsiye niteliği taşımamaktadır. Hak kaybına uğramamak adına somut durumunuz için bir avukata danışmanız önerilir. — Av. Mustafa Kocatepe (Muğla Barosu Sicil No: 2749)

Sıkça Sorulan Sorular

Soruşturma aşaması ne kadar sürer?

CMK’da soruşturma evresi için genel bir azami süre öngörülmemiştir; süre, dosyanın niteliğine, toplanması gereken delillere ve şüpheli sayısına göre değişir. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihadına göre soruşturma makamlarının makul bir özen ve süratle hareket etmesi, soruşturmayı gereksiz yere uzatmaması gerekir.

Kovuşturma aşaması ne zaman başlar?

Kovuşturma aşaması, Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen iddianamenin mahkemece kabul edilmesiyle başlar ve hükmün kesinleşmesine kadar devam eder.

Soruşturma ve kovuşturma arasındaki en temel fark nedir?

Yargıtay içtihadına göre soruşturma, delillerin elde edildiği evre; kovuşturma ise bu delillerin duruşmada ikame edilip tartışıldığı evredir. Ayrıca ispat standardı da farklıdır: soruşturmada iddianame düzenlenmesi için yeterli şüphe aranırken, kovuşturmada mahkûmiyet için tam bir vicdani kanaat oluşması gerekir.

İddianame ne zaman düzenlenir?

CMK m. 170/2 uyarınca, soruşturma evresinde toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenler.

Kovuşturmaya yer olmadığı kararına (KYOK) nasıl itiraz edilir?

KYOK kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren kanunda öngörülen süre içinde Sulh Ceza Hâkimliği’ne itiraz edilebilir. Sulh Ceza Hâkimliği, itirazı inceleyerek reddine, kabulüne veya soruşturmanın genişletilmesi için Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunulmasına karar verebilir.

Sulh Ceza Hâkimliği kovuşturmaya yer olmadığı kararına yapılan itirazda ne tür kararlar verebilir?

Yargıtay içtihadına göre Sulh Ceza Hâkimliği; kamu davası açılması için yeterli delil bulunmaması hâlinde itirazın reddine, yeterli delil bulunması hâlinde itirazın kabulüne veya eksik soruşturma nedeniyle soruşturmanın genişletilmesine karar verebilir. Soruşturmanın hiç yapılmadığı durumlarda ise savcının soruşturma yapmasını sağlamak amacıyla itirazın kabulüne hükmedebilir.

İddianame hangi hallerde iade edilir?

CMK m. 174’te sayılan sebepler sınırlıdır: kanuna aykırı düzenlenen, suçun sübutuna etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen, önödeme/uzlaştırma/seri muhakeme usulüne tâbi olduğu açıkça anlaşılan işlerde bu usuller uygulanmaksızın düzenlenen ve izne/talebe bağlı suçlarda izin/talep alınmaksızın düzenlenen iddianameler iade edilir.

Suçun hukuki nitelendirilmesi iddianamenin iadesi sebebi olabilir mi?

Hayır. CMK m. 174/2 açıkça, suçun hukukî nitelendirilmesinin iddianamenin iadesi sebebi olamayacağını hükme bağlamıştır.

Hukuka aykırı delil ne demektir?

Anayasa m. 38/6 ve CMK’nın çeşitli hükümleri (m. 147, 206/2-a, 217/2, 230/1-b, 289/1-i) uyarınca, kanuna aykırı yöntemlerle elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez. Bu tür deliller soruşturma ve kovuşturmada kullanılamaz ve hükme esas alınamaz.

Zehirli ağacın meyvesi ilkesi ne anlama gelir?

Bu ilke, hukuka aykırı olarak elde edilen bir delile dayanılarak ulaşılan diğer (dolaylı) delillerin de hukuka aykırı sayılacağı anlamına gelir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun ifadesiyle, zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir; hukuka aykırı bir arama sonucu elde edilen delil ile bu delilden hareketle ulaşılan tüm zincirleme bulgular hüküm dışı bırakılır.

Dijital delil (bilgisayar, telefon) aramasında hangi koşullar aranır?

CMK m. 134 uyarınca bilgisayar, bilgisayar programları, kütükleri ve bilgisayar niteliğindeki cep telefonlarında arama, kopyalama ve elkoyma tedbiri; somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, başka surette delil elde etme imkânının olmaması ve hâkim kararı (gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri) şartına bağlıdır. Bu, genel adli aramadaki ‘makul şüphe’ standardından daha ağır bir standarttır.

Gizli soruşturmacı hangi şartlarda görevlendirilebilir?

CMK m. 139 uyarınca, soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, hâkim kararıyla kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Görevlilerin faili suça teşvik ederek kışkırtıcı ajan gibi davranması yasaktır; bu şekilde elde edilen deliller hükme esas alınamaz.

Kovuşturmaya yer olmadığı kararından sonra yeniden dava açılabilir mi?

Ancak kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmesi ve bu hususta Sulh Ceza Hâkimliğince bir karar verilmesi şartıyla mümkündür. Yeni delil iddiası ortaya çıktığında öncelikle Cumhuriyet savcısının bir değerlendirme yapması, ardından gerekirse Sulh Ceza Hâkimliği’nden karar talep etmesi gerekir.

ETİKETLER: ,
Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Whatsapp
Av. Mustafa Kocatepe
Av. Mustafa Kocatepe
Merhaba.
Size nasıl yardımcı olabiliriz?